Köşe Yazıları

Acılı bir kentin sokaklarında

Pınar Aydınlar

Pınar Aydınlar'ın “Acılı bir kentin sokaklarında” başlıklı yazısı 10 Şubat 2013 Pazar tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

 

Acılarla yüklü bir kentin soğuk sokaklarından birinde yürürken, düşünüyorum kendi kendime, bir kenti acılı yapan nedir?

Paris’teyim. Gökyüzü karanlık,yüzlerde bir hançer acısı Kürt kadınlarının sokağından geçtim, acı ve öfke kucaklamış Yılmaz Güney’in ve Ahmet Kaya’nın diyarını. Acı ve öfke nasıl kucaklaşır bir kentte?

Bir şarkı duyuyorum “Hani benim gençliğim” diye. Gençliğini arayan yiğit insanların aradıkları, gençlik mi, yoksa gençliklerinde uğruna feda ettikleri idealleri mi?
Yarıda kalan gençlik, yarım kalan gençlikten iyidir yine de… Doğru yolda iken yarıda kalmak mı iyi, doğru yoldan dönüp, gençlik çağı ütopyalarını yarım bırakmak mı?

Durup düşünüyorum, Paris sokaklarında… Bir ihtilalle yepyeni bir ülkenin temellerinin atıldığı bir ülkenin başkentinde… İnsan neden uzaktayken özlemini daha çok duyar memleketinin? Özlem ve uzaklık arasında bir bağlantı var mıdır? Hangi uzaklık, insanın kendinden daha uzaktır? Ya da insanın kendine daha yakın olduğu birileri veya bir yerler var mı?

Bu sorunun cevabı “Var” ise eğer, bu yakınlığı yaşatan yüreklerde duyguların filizlendiği yerler hatırlanır öncelikle. Herkesin kendi köşesinde, kendini yaşadığı ve yaşattığı yerler… Yaşadığımız tüketim dünyasında, size ait duyguların, size ait köşelerin de pazarlanmayacağını sanmak, safdillik olur kuşkusuz…

Son on gündür televizyonlarda, gazetelerdeki reklamlar, ya da “reklam haberlerde” dikkatinizi çeken bir şeyler olmuştur mutlaka… Evet, Sevgililer Günü’nde, sevgilinize sevginizi ifade edebilmeniz için size en uygun hediyenin ne olduğunu bağıra çağıra, gözünüzün içine soka soka hatırlatan reklamlar, yazılar, fuarlar…

Sahi, siz sevginizi nasıl ifade ederdiniz. Bir sarı papatyanın bir anlamı var mı yaşamınızda? Ya bir kırmızı gülün? Kendi sesinizle doldurduğunuz sevdiğiniz şiirlerle dolu bir albümün anlamı var mı yaşamınızda?

Her şeyi pazarlayanların sevginizi de “cepte para”ya dönüştürmesine izin vermeyin. Bir farklılık yaratın, 14 Şubat Sevgililer Günü’nde sevgilinize parayla bir hediye almayın. Daha önceden yaşamınıza yön vermiş en değerli armağanınız olarak düşündüğünüz bir kitabınızı verin sevdiğinize… Gözünün içine bakmasına izin vermiyorsa mesafeler, bırakın düşünceleriniz birleşsin…

Kapitalizm, tüketen toplum anlayışını göz diktiği ekmeğimize, emeğimize, hatta sevdamıza aşılarken, umudu paylaşmanın gölgesinde yüreğinde sevdiğini,kavgasını taşıyanlara selam olsun. Umuttur gençlik.

Acılarla yüklü bir kentin soğuk sokaklarından birinde yürürken, düşünüyorum kendi kendime, bir kenti acılı yapan nedir?

Sonunda anlıyorum. Bir kenti acılı yapanın ne olduğunu bilmek, bir kenti sevince boğmanın ilk adımıdır. Bu ilk adımda, umutla başlar. Umudu harekete geçiren ideallerdir. İdealleri yaşatan ise, yolundan dönmeyen yüreklerdir. Bu yüreklerin attığı yerlerde uzaklık anlamını yitirir. Yürek atışınızdaki yakınlığın, uzaklığa dönüşmemesi dileğiyle…